Sırr-ı Hakikat: Şah-ı Merdan’ın Devri ve Adalet Meşalesi
Aşk ile hü diyelim... Ezelden ebede süregelen o büyük davanın, hakkın ve hakikatin yeryüzündeki nefesi olan Ceddimiz Şah-ı Merdan Ali, Ramazan’ın 19. günü bir seher vaktinde fani dünyanın karanlık pususuna düştü. Ancak bu pusu, ne bir son ne de bir yok oluştur; bu, "Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır" diyen o büyük nurun, kendi aslına, yani Hakk’la Hakk olma mertebesine kanat çırpışıdır. İhanetin Zehri, İmam’ın Sabrı Kûfe’de o uğursuz kılıç, ilmin kapısına ulaştığında sarsılan sadece bir beden değildi; adaletin sarsılmaz kalesiydi. İhanetin zehriyle bilenmiş o kılıç, Hz. Ali’yi dünyadan koparmaya çalışırken, o aslında her nefesinde Ali'dir cesedin kendisi yuyan Yuyup kefeniyle tabuta koyan ALİ"DİR.. Devesin kendisi yeden.. HAK ile HAK olan Arslan ÂLİ `DİR.... (Şah Hatayı ) "Rabbim bana kâfidir" diyerek teslimiyetin en yüce makamını bizlere gösteriyordu. Üç gün süren o ağır yaralılık hali, zahirde bir acı, batında ise bir don değiştirme hazırlığıydı. ...