Rızasız Lokma Yutulmaz: Din Tüccarlığı ve Özünden Kopan İnanç

 



Geçtiğimiz günlerde, din hizmetlerinin maaşa bağlanması ve inancın bir "meslek" haline getirilmesi üzerine Alevi Bektaşi yazar Sayın RIZA ZELYUT'un düşünceleri, dini kendi tekellerinde sanan bir kesim tarafından küfür ve tehditlerle karşılandı. İşin acı tarafı, "güzel ahlak" olması gereken bir inancı savunduğunu iddia edenlerin, hakaretten başka bir dil bilmemesidir. Bu Orta Çağ zihniyeti, gerçeğin aynasına bakmaktan her zaman korkmuştur.

​Bizim inancımızda, Hak-Muhammed-Ali yolunda şekilciliğe, riyaya ve din üzerinden makam, mevki, para elde etmeye yer yoktur. Gelin, bu "maaşlı dindarlık" meselesine ve dinin siyasallaşmasına hem Kuran ayetleri ışığında hem de Alevi-Bektaşi felsefesinin o tertemiz "rızalık" ilkesi üzerinden bakalım;

​1. İnanç Parayla Satılmaz: "Sizden Ücret İstemeyenlere Uyun"

​İslam'ın özünde, peygamberlerin tebliğ döneminde bugünkü gibi devletten maaş alan, cübbe ve sarığı bir üniforma gibi giyip bunu meslek edinen bir "din adamı" sınıfı hiç olmamıştır. İmamlık, ( Alevi Bektaşi inancında Dede/baba/rehber/pir) namaz kıldırmak  ( cem ibadeti/niyaz) için maaş alınan bir memuriyet değil, cemaat içinden liyakatli birinin gönüllü rehberliğidir.

​Kuran-ı Kerim, dini anlatmanın ve inanca rehberlik etmenin bir kazanç kapısı yapılamayacağını çok net bir şekilde ifade eder. Yasin Suresi 21. Ayet bu konuda kesin bir ölçü koyar:

"​Sizden hiçbir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."

​Aynı şekilde Şuara Suresi 109. Ayet'te peygamberlerin diliyle şu sesleniş vardır:

​"Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir."


​Alevi-Bektaşi inancında dedeler, mürşitler, rehberler yüzyıllardır bu yola hizmet ederler ama bunu bir devlet maaşı için yapmazlar. Yolun yürümesi, taliplerin kendi gönüllerinden kopan, "rızalık" ile verilen Hakkullah ile sağlanır. Bir inanç rehberi, geçimini kendi emeğiyle, alın teriyle sağlamalıdır. Dini bir sektör haline getirmek, Emevi zihniyetinin İslam'a soktuğu en büyük bidatlardan biridir.

​2. Rızasız Lokma ve Helal/Haram Çelişkisi

​"imamın maaşından sana ne?" diyenler, o maaşın gökten inmediğini, bu ülkenin tüm vatandaşlarının (Alevisi, Sünnisi, inanmayanı, farklı inançtan olanı) vergileriyle ödendiğini unutuyor. Üstelik o devlet bütçesinin içinde, bizzat o hocaların "haram" diyerek lanetlediği alkollü içkilerden, şans oyunlarından alınan devasa vergiler de var.

​Bizim yolumuzda bir lokmanın helal olması için en temel şart **"Rızalık"**tır. Sahibinin rızası olmayan hiçbir şey boğazdan geçmez. Bu şekilde gibi düşünen milyonlarca insanın, kendi vergilerinden ayrılan bu payda rızası yoktur. Hakkını da helal etmemektedir.

​Kuran, başkasının hakkını gasp etmeyi ve rızasız mal yemeyi kesin bir dille yasaklar. Bakara Suresi 188. Ayet şöyle der:

​"Aranızda mallarınızı haksız ve batıl sebeplerle yemeyin..."


​Sadece belirli bir mezhebe hizmet veren bir kurumun, o hizmeti hiç almayan insanların cebinden finanse edilmesi hak mıdır? Madem helal/haram hassasiyetiniz var, o halde din hizmetlerinin finansmanı tamamen bu hizmeti talep edenlerin gönüllü katkılarıyla yapılmalıdır. Aksi takdirde, kursağınıza giren her lokmada milyonlarca insanın rızasız hakkı, kul hakkı vardır.

​3. Ayrıştıran Mescitler ve Şekilci Dindarlık

​İslam, bir Arap kültürü dayatması; cübbe, takke, çember sakal gösterişi değildir. Hz. Muhammed'in "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" dediği yerde din; eline, diline, beline sahip olmaktır. Kimseye zarar vermemek, yoksulun hakkını yememektir.

​Oysa bugün camiler, toplumu birleştiren mekânlar olmaktan çıkarılmış;

 Cumhuriyet'in kurucu değerlerine, Atatürk'e düşmanlık edenlerin, siyasi propaganda yapanların kürsüsü haline bile getirilmiştir. Kuran, inananları bölen, fitne çıkaran ibadethaneler için "Mescid-i Dırar" (Zarar Mescidi) tanımını yapar. 

Tevbe Suresi 107. Ayet'te bu durum şöyle uyarılır:

​"Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, inananların arasına ayrılık sokmak ve öteden beri Allah ve Resulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır..."


​Bugün inanç üzerinden toplumu kutuplaştıranlar, kendi siyasi çıkarları için insanları ayrıştıranlar, tam da bu ayetin işaret ettiği tehlikeyi yaratmaktadırlar. Siyonist soykırımlara ( Israil/ABD - İra. Savaşı olmak üzere), emperyalist bombalamalara mezhep taassubuyla sevinip alkış tutan bir zihniyetten insanlığa hayır gelir mi?

​Sözün Özü

​Celal Abbas Ocağı'ndan süzülüp gelen o kadim terbiye bize şunu öğretmiştir: Asıl ibadet, temiz bir kalple, kimsenin hakkına girmeden, yeryüzünde adaletle yürümektir.

​Hünkâr Hacı Bektaş-ı Veli'nin dediği gibi; "İncinsen de incitme." Biz doğruları söylemekten, sömürü düzenine "hayır" demekten geri durmayacağız. İsteyen istediği kayığa binsin; bizim gemimiz hak, hukuk ve vicdan gemisidir.

​Görevini sadece Hakk'ın rızası için, insanları ayırmadan, Hz. Muhammed'in ve Ehl-i Beyt'in o temiz ahlakıyla yapan tüm samimi inanç insanlarına selam olsun. 

Gerçekleri duymaya tahammülü olmayan yobaz karanlığa karşı ise aydınlığın, ilmin ve güzel ahlakın meşalesini taşımaya devam edeceğiz. 

Aşk ile...


HAZIRLAYAN : SERKAN HORUZ

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CELAL ABBAS OCAĞI SECERELER-4 ( ERZİNCAN KİŞTİM)

Şah Hatayi’den Elçibey’e: Celal Abbas Ocağı ve Safevi Ruhu

Celal Abbas Ocak Tarihi Secereler-2( Erzincan/Kemah/Çağlayan/Kalecik)