HIZIR PEYGAMBER VE EL KEYF SURESİ

 Zulüm deryasında nur edip gelen

Hızır îlyas Şahı merdan Ali dir

Garibin mazlumun halini biten

Hızır İlyas Şahı merdan Alidir.





Kur'an-ı Kerim' de Hızır Peygamber


......Derken orada sevgili kullarımızdan bir kul buldular. Biz ona tarafımızdan bir bilgi öğretmiştik. Musa ona “Sana öğretilen bilgiden bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim” dedi. “Doğrusu sen benimle beraber olmaya dayanamazsın. Aklının almayacağı şeye nasıl dayanacaksın” dedi. Musa ise: “İnşallah beni sabırlı bulacaksın, sorun çıkarmam merak etme” dedi ..


Madem öyle, eğer bana uyacaksan, ben sana açıklama yapıncaya kadar hiç bir şey hakkında soru sormayacaksın” dedi. Ve yürüdüler. Bir gemiye binince o gemide bir delik açtı. Musa: “İçindekiler boğulsun diye mi deldin onu, Bu yaptığın çok kötü bir şey” dedi ..


“Benimle beraber olmaya dayanamazsın dememiş miydim” dedi ..


Musa: “Neyse unutmuşum, suçlama beni, söylediğime de fazla takılma” dedi ..


Yine yürüdüler ..


Nihayet bir gence rastlayınca onu öldürüverdi ..

Musa: “Haksız yere masum bir cana mı kıydın, Bu yaptığın çok kötü bir şey” dedi ..


“Benimle beraber olmaya dayanamazsın dememiş miydim?” dedi ..


Musa: “Tamam, tamam, eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle ilişkiyi kesersin, o zaman haklısın” dedi ..


Yine yürüdüler ..


Nihayet bir kasaba halkına varınca onlardan yemek istediler. Ancak onlar kendilerini misafir etmekten kaçındı. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. O, duvarı onardı ..


Musa: “İsteseydin yaptığına karşılık ücret alabilirdin” dedi ..


“İşte şimdi, seninle yol ayrımına geldik. Şimdi sana o kabullenmekte zorlandığın şeylerin içyüzünü açıklayacağım” dedi ..


İlk olarak o tekne, geçimini denizden sağlayan yoksul insanlara aitti. Ben ona hasar vermek istemedim, çünkü peşlerinde bütün sağlam gemilere el koyan bir hükümdar vardı. O gence gelince, anne-babası mümin kimselerdi. Gencin anne-babasını azgınlık ve küfür ile yoldan çıkarmasından korktuk. Rablerinin ondan daha temiz ve merhamete yatkın bir evlat vermesini istedik ..


Gelelim duvara, o duvar şehirde iki öksüz çocuğa aitti. Altında onlara miras kalmış hazine gömülüydü. Babaları da iyi bir zat idi. Rabbin istedi ki o öksüzler ergenlik çağına ulaşsınlar da Rabbinden bir sevgi ve merhamet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Bak bütün bunlar kendiliğimden yaptığım işler değil. İşte senin bir türlü anlayamadığın olayların iç yüzü” [Kehf suresi 18/65-82. ayetler]


HAK AŞIKLARIN DİLİNDE HIZIR

Nesimi yüzüldü Mansur asıldı

Ali düldüle bindi küffar basıldı

Nice ulu sular arktan kesildi

Aktı kör pınarlar ne çaylar oldu

Ya Hızır ya hızır ya hızır

Ne çaylar oldu…


Seyit Nesimi


Bismillâh dedim de girdim helâle

Gözüm açıb baktım bir hûb cemâle

Sıdk ile çağırdım ceddim Celâl’e

Eriş Hızır Nebî cânı gözlerim


Bin bir ad vardır bir adı Hızır

Her nerede çağırsam orada hazır

Ali padişahtır Muhammed vezir

Bu fermanı yazan Ali değil mî


Pir Sultan Abdal


Çok günah işledim senin katında

Eriş Şah-ı Merdan sen imdad eyle

Kul daralmayınca Hızır yetişmez.

Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle


Yalvarması boynumuza farz oldu

Edep erkan Mü’nıiniere ar oldu

Mü’minn secdesi Hakk niyaz oldu

Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle


Kim kalidir mahşehre kalan davaya

Şah Hasan’a agu verdi Maviye

İmam Hüseyin mürivet eyle canıma

Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle


Musa ka/im ile salayı veren

İmam Kıza ile mescide giren

Taki ile Taki canıma gelen

Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle


Asker nin askerine katılan

Kul olup Belh Buhara’da satılan

Çul Küfe şehrinde nara atılan

Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle


Kırklar Cemine beraber gelen

Server Muhammed’in bacını alan

Sancağı çekip Zülfikar çalan

Yetiş Hızır nebi sen imdad eyle


Fakir Edna’m derki bu sırra eren

Üstadım Hatayı darına duran

Tamuda yanar mı nurunu güren

Yetiş Hızır Nebi sen imdad eyle

Fakir Edna


Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler

Meğer Hızır İlyas ola abıhayat içmiş gibi

Yunus Emre


Zulmet deryasını nur edip gelen

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

Gariban mazlumun halini bilen

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

Bir anda cevelan eder cihanı

Kalbi saf olanın dest ü damanı

Bir ismi Behrûz’dur lisanı Süryani

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

Merdi meydan eylemektir iyi er

Gafil olma kardeş çerağın söner

Her gördüğün Hızır bilmektir hüner

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

Ehl-i iman eyler ikrar sebatı

Kendinde seyr eder sıfatı zatı

Hızır ile içen Ab-ı Hayat’ı

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

Şükrü Metin baba bu demden içer

Sâk-i kevser’le Sırât’ı geçer

Hızır’ı ademde arayıp seçer

Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir

Şükrü Metin Baba


Elaman mürver huzura geldik

Yardım Eyle bize Bozatlı Hızır

Yüz sürüp yerlere yardım diledik

Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır


Seni seven canlar elini açmış

Hızır günü diye dua’ya durmuş

Nebilik, Velilik tek tek sana gelmiş

Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır


Kemter Derviş diler özüne himmet

Mahrum etme beni eyle mürüvvet

Evliya, enbiyanın yüzü suyu hürmet

Yetiş yardım eyle Bozatlı Hızır

Kemter Derviş


Misafir aşk kapusunun dilidir

Hızır’ı sev kim sahibinin gülüdür

Tanrı misafiri pirim Ali’dir

Mihmanlar siz bize sefa geldiniz


Bir eve kahrola misafir gelmez

Çalınsa çırpınsa ektiği bitmez

Çağırsa bağırsa bir yere yetmez

Mihmanlar siz bize sefa geldiniz


Yavan yaşık bizim yüzümüze güle

Büyük küçük onu hep Hızır bile

Mihmanlar siz bize sefa geldiniz

Misafir gelir ki kısmeti bile


Misafir Hızır’dır özrünü dile

Hatayi’m uğruyu tut ver gele ele

Mihmanlar siz bize sefa geldiniz

Şah Hatayi


Açıldı can gözüm gör seyranımız

Hazreti Hızır asıl üstadımız

Kırk sekiz Cumadır bizim bayramımız

Senede gelene haczet kalmadı


Ey Nurettin Seyfi vardır da elin

Kimse bilmez senin esrarın halin

Hızır vardı yeşil eli dolum

Ekşi üzüme hacet kalmadı


Seyit Nizam oğlu


Kul Ahmed’im çok ağladı çok güldü

Boz atlı Hızır bize kılavuz oldu

Car diyen kulların carına geldi

Yürü Sultan Hızır car günün geldi

Yetiş merdan Ali car sende kaldı


Kul Ahmed


Bin bir ad vardır bir adı Hızır


Her nerede çağırsam orada hazır


Ali padişahtır Muhammed vezir


Bu fermanı yazan Ali değil mî


Pir Sultan Abdal


https://youtu.be/Iet5ziIf8ec



Hızır'ın imam Ali'yi Vasfetmesi.  


Ahmed b. Zeyd en-Nisaburî şöyle rivayet etmiştir: 


Emir'ül-Mü'minin Ali b. Ebu Tâlib vefat ettiği gün, şehir ağlama sesleriyle inledi, 


insanlar dehşete düşmüşlerdi, tıpkı Resûlullah'ın vefat ettiği gün gibi. 


Bir adam, ağlayarak geldi. Hızla yürüyordu, "Biz Allah'tan geldik ve ona döneceğiz." (Bakara, 156) deyip şunları söylüyordu: 


"Bu gün peygamberliğin hilâfeti kesildi."

Emir'ül-Mü'minin Ali'nin bulunduğu evin kapısına gelip şöyle dedi: 


"Allah sana rahmet etsin ey Ebu'l-Hasan! 

Hiç şüphesiz sen, ilk Müslüman idin. İmanı en samimi kimseydin. Yakinî inanca sahip olma bakımından senden önde kimse yoktu. 


Sen herkesten daha çok Allah'tan korkardın. Herkesten daha çok zahmet çektin.


 Herkesten önce Resûlullah'ı korudun. Ashabının en güveniliriydin. 


En fazla faziletleri dilden dile dolaşan sendin. Her iyilikte en önde sen vardın. 


En yüksek derecelerde sendin. 


Herkesten çok Resûlullah'a yakındın. Gidiş, ahlâk, karakter ve davranış bakımından en fazla sen, Peygambere benziyordun, en şerefli konuma sen sahiptin.Resûlullah , onların içinde en fazla sana değer verirdi.


İslâm'dan, Resûlullah'tan ve Müslümanlardan dolayı Allah seni hayırla ödüllendirsin.


 Resûlullah'ın ashabı, zayıf oldukları sırada sen, güçlü oldun. Ezildikleri bir sırada, sen yiğitçe meydana çıktın. 


Küçümsenip horlandıklarında, sen kıyam ettin. Ashabının gevşeyip sarsıldığı sırada, sen, Resûlullah'ın metodunu izledin. Resûlullah'ın gerçek halifesiydin. 


Bundan hiç kimsenin kuşkusu yoktur. Münafıklara, kâfirlerin kinine, kıskançların hoşnutsuzluğuna ve fâsıkların komplolarına rağmen alçalmadın, küçülmedin. Herkesin gevşediği sırada sen hilâfet işini ele aldın.


 Kimsenin konuşamadığı bir sırada konuştun. Herkes durdu, sen Allah'ın nuruyla yürüdün. Sana tâbi oldular, doğru yolu buldular. 


Onların sesi en kısık olanıydın ama gönülden kulluğu en yüksek olandın. En az konuşanı sendin, fakat en doğru söz söyleyeni de sendin. 


Görüşü en büyük ve yüreği en cesur sendin. Kesin inancı en şiddetli olandın. 


En güzel işleri sen yapardın, olayları herkesten daha çok bilirdin. Allah'a yemin ederim ki, sen başta da sonda da dinin lideri idin. 


Başta insanların dağıldıkları ve sonda insanların çözüldükleri sırada sen öncüydün. Mü'minler için şefkatli bir baba gibiydin sana koşup sığındıklarında. Taşıyamadıkları yüklerini sen sırtladın. 


Yitirdiklerini sen korudun. İhmal ettiklerini sen gözettin. Toplandıklarında sen işe koyulmak için kolları sıvadın. Korktukları sırada sen öne çıktın. 


Kaçtıklarında sen sabrettin. Müslümanların dökülen kanlarının hesabını sen sordun. Senin sayende akıllarına gelmeyen şeylere sahip oldular. Kâfirlere karşı önüne geleni süpürüp götüren bir azaptın. Mü'minler için, sağlam bir dayanak ve kale gibi bir sığmaktın. Allah'a yemin ederim ki, hilâfet nimetleriyle yaratıldın, ilâhî bağışlarla kurtuldun. Bütün iyiliklerde önceliği kaptın. Faziletlere sahip oldun. Kanıt kılıcın körelmedi, kalbin asla kaymadı. Basiretin zayıflamadı, nefsin korku nedir bilmedi. Asla yıkılmadın. Sen, tufanların sarsamadığı bir dağ gibiydin. Sen, tıpkı Resûlullah'ın söylediği gibiydin.


«O, arkadaşlığı ve sahip olduğu şeyler hususunda insanların en güveniliridir.»

Ve sen Resûlullah'ın şöyle dediği gibiydin: «Bedenen zayıfsın ama Allah'ın emri hususunda güçlüsün. Nefsinde mütevazısin, Allah katında büyüksün. Yeryüzünde büyüksün.» Müminlerin yanında şerefliydin. Hiç kimse sende kusur bulamazdı. Hiçbir kimse sana dokunduracak laf bulamazdı. Kimseye yaltaklanmazdın, zayıf ve zelil olan, sen hakkını alıncaya kadar senin katında güçlüydü, üstündü. Güçlü ve üstün olan ise sen ondan başkasının hakkını alıncaya kadar zayıftı, zelildi. Yakın uzak senin katında birdi. Senin karakterin hak, doğruluk ve yumuşaklıktı. Sözün, hüküm ve kesindi. Emrin yumuşak ama etkiliydi. Görüşün bilgiydi, yaptıklarında kararlıydın. Doğru yol açığa çıktı, zor kolay oldu, ateşler söndü, din senin sayende yerleşti.


İslâm, seninle güçlendi, kâfirler istemese de Allah'ın dini üstün geldi. İslâm ve müminler, seninle sebat buldu. Sen, fersah fersah öne geçtin. Senden sonrakileri şiddetli bir zorluğa duçar ettin  ( Ne kadar çabalasalar da sana yetişemezler). Sen ardından ağlanmayacak kadar ulusun. Senin ölümün göklerde büyük bir yankı buldu. Sana gelen ölüm musibeti, halkı perişan etti. "İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. /Biz Allah 'tan geldik ve ona döneceğiz" (Bakara, 156)


Allah'ın kazasına razı olduk, emrine teslim olduk. Allah'a yemin ederim ki, artık senin ölümün gibi bir musibet Müslümanların başına gelmeyecektir. Sen, mü'minler için bir sığınak, bir kale ve sarsılmaz bir dağ gibiydin. Kâfirlere karşı öfke ve gazap idin. Allah seni peygamberine kavuştursun ve bizi senin ecrinden mahrum etmesin. Senden sonra bizi saptırmasın."


Onun bu konuşması bitinceye kadar herkes sustu. Sonra ağladı, indanlar ağlamaya başladı. Sonra onu aradılarsa da bir daha bulamadılar.»

.....................

Kâfi" c.1, s 454-456

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CELAL ABBAS OCAĞI SECERELER-4 ( ERZİNCAN KİŞTİM)

Celal Abbas Ocak Tarihi Secereler-2( Erzincan/Kemah/Çağlayan/Kalecik)

Şah Hatayi’den Elçibey’e: Celal Abbas Ocağı ve Safevi Ruhu