Mısır'dan Hünkâr Dergâhı'na Uzanan Bir İkrar Bağı: Kavalalı Ailesi ve Aslanlı Çeşme


Mısır'dan Hünkâr Dergâhı'na Uzanan Bir İkrar Bağı: Kavalalı Ailesi ve Aslanlı Çeşme

"Yolumuz erenlerin, aşıkların, sadıkların yoludur..." Tarih boyunca bu yola gönül veren canlar, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Hak-Muhammed-Ali sevgisini yüreklerinde taşımış ve erenler yoluna hizmet etmekten geri durmamışlardır. Bu hizmetin ve bağlılığın tarihteki en çarpıcı ve destansı örneklerinden biri, Mısır'dan Nevşehir'e, Hacı Bektaş Veli Dergâhı'na uzanan Kavalalı Ailesi'nin hikayesidir.

Bugün, Hünkâr'ın huzuruna vardığımızda kana kana içtiğimiz, yolumuzun "zemzemi" sayılan o görkemli Aslanlı Çeşme'nin ardında, baskılara boyun eğmeyen bir duruş ve derin bir Bektaşi muhibbiliği yatar.

Balkanlardan Mısır'a Taşınan Erenler Işığı

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın doğduğu Görice/Kavala bölgesi, Balkanlar’da Bektaşi nefesinin en yoğun hissedildiği, ocakların tüttüğü alanlardan biridir. Paşa'nın ailesinin Bektaşilik tarikatı ile çok güçlü ve köklü bir bağı bulunmaktaydı. Öyle ki bu bağ, sadece manevi bir inanç olarak kalmamış; Kavalalı'nın Mısır'a götürdüğü Arnavut askerî birliği ile Bektaşi babaları arasındaki hiyerarşik yapı, idari ve askerî nizamda da aktif olarak kullanılmıştır.

Kavalalı Hanedanı, zamanla Bektaşi kimliğini politik ve kültürel bir duruş olarak benimsemiştir. Osmanlı merkezinin baskıcı politikalarına karşı Mısır, erenler yolunu resmi koruması altına alarak ideolojik ve inançsal bir sığınak olmuştur.

Karanlık Günlerde Yanan Çerağ: 1826 ve Mısır'ın Kucak Açışı

Alevi-Bektaşi tarihi maalesef pek çok acı ve kıyımla doludur. 1826 yılında Sultan II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kaldırmasıyla birlikte Bektaşi tekkelerinin de kapatılması, yolumuz için büyük bir fırtına kopardı. Dergâhlar mühürlendi, babalar sürüldü.

Ancak Kavalalı ailesi, bu haksız yasağı Mısır'da uygulamadı ve Bektaşilere kol kanat gerdi. İstanbul'daki ve Anadolu'daki baskıdan kaçan pek çok Bektaşi babası, Kahire'ye sığındı. Kavalalı ailesinin maddi ve manevi himayesiyle, ünlü Mukattam Dağı eteklerindeki Kaygusuz Abdal (Kasrü'l-Ayn) Dergâhı, o karanlık günlerde tarikatın en önemli, en aydınlık merkezlerinden biri haline gelerek sönen çerağları yeniden uyandırdı.

Yola Sunulan Niyaz: Aslanlı Çeşme ve Kara Fatma Sultan

Kavalalı Hanedanı'nın Hacı Bektaş Veli'ye ve yola olan bu sarsılmaz bağının en somut, en göz alıcı nişanesi ise kuşkusuz Nevşehir'deki Pir Evi'nde bulunan Aslanlı Çeşme'dir.

  • Tarihsel Köken: Çeşmenin kendisi aslında 1554 yılında Silistre Valisi Malkoç Bali Bey tarafından dergâha kazandırılmıştır.

  • İkrar ve İhya: Çeşmeye bugünkü eşsiz görkemini veren ve kendi adıyla anılmasını sağlayan kişi, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın kızı (veya hanedana mensup bir Mısır prensesi) olan Mısırlı Kara Fatma Sultan'dır.

  • İskenderiye'den Nevşehir'e Gelen Aslan: Dergâha olan bağlılığını bir "niyaz" olarak sunmak isteyen Kara Fatma Sultan, 1853-1855 yılları arasında Mısır'dan, İskenderiye mermerinden özel olarak yontulmuş bir aslan heykeli göndererek bu heykeli çeşmeye monte ettirmiştir.

Suyu Hak, Sırrı Erenler Olan Çeşme

Aslan, Alevi-Bektaşi inancında Şah-ı Merdan Ali'nin (Esedullah) sembolüdür. Kara Fatma Sultan'ın Mısır'dan gönderdiği o mermer aslanın ağzından akan su, sadece maddi bir susuzluğu gidermez; aynı zamanda yüzyılları aşıp gelen bir ikrarın, baskılara karşı direnen bir inancın ve Hünkâr Hacı Bektaş Veli'ye duyulan sonsuz aşkın sembolüdür.

Dergâha her yüz sürdüğümüzde, Aslanlı Çeşme'den akan o pak suyu içerken, zor zamanlarda yola hizmet eden Kavalalı ailesini, Kara Fatma Sultan'ın o güzel niyetini ve bu yol uğruna bedel ödeyen tüm erenleri aşk ile anıyoruz.

Aşk olsun yola hizmet edenlere, aşk olsun Hünkâr'ın çeşmesinden kana kana nasibini alanlara...

HAZIRLAYAN: SERKAN HORUZ 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Şah Hatayi’den Elçibey’e: Celal Abbas Ocağı ve Safevi Ruhu

En Kutsal Niyaz: Hakk'a Yürüyen Can İçin "İlim Lokması" Olarak Işık Yakmak

KANDİL GECELERİNİ ALEVİ BEKTAŞİLER KUTLAR MI?